Exkursion // Istanbul

13.09.2009

11. Istanbul Biennale

Konferenz Metrobus to Üsküdar

Rednerliste

Devrim Bayar (Brussels)
Bureau d’Etudes (Paris)
Victor Burgin (London)
Övül Durmuşoğlu (Istanbul / New York)
Marcus Graf (Istanbul)
Nazli Gurlek (Istanbul)
Beral Madra (Istanbul)
Hortense Pisano (Frankfurt)
Martin Schulz (Karlsruhe)
Ludwig Seyfarth (Berlin)
Nesrin Tanc (Duisburg)
Beat Wyss (Karlsruhe)

english

There is no metrobus going to Üsküdar – not yet. In the era of global trading, global playing and global thinking, a short “subway track” has become a metaphor in terms of bridging cultural differences. Undermining the Bosporus, the ancient route of trade and the border between Europe and Asia, this traffic line is supposed to be a shortcut in travelling and working.  The bridges that have been connecting both parts of Istanbul still maintain their function; yet, not the bridge is symbol to cover the gap anymore, but the subway, making the demarcation still recognizable to the passer-by, yet invisible to the rest of the population. It is the cultural and literal underground that always provokes assimilation, changes and development in different perspectives only to emerge in mainstream discourse, seemingly out of nowhere. Avantgarde art at first operates in a clandestine fashion, then the “word spreads” and it gains public recognition. Via material and mental images, groups, civilizations, families and communities identify and unify under the auspices of consumption. Iconography and iconoclash dialectically frame the history of the production and perception of images. Byzantine Mosaic, Muslim calligraphy, modern architecture and advertisements are situated closely together at a place like Istanbul – a compulsive seduction for contemporary art. Hence, images and artifacts reflect their powerful historiographic surroundings, thereby showing the circumstances of artistic production. 21st century culture is dependent on movement and speed. But simultaneously and paradoxically, it is also based on passivity. Public transport, Public relations, production and consumption only unfold their true potential via the notion of the passenger, a person who is moving without immediate action. He or she epitomizes the working-class hero, the member of the mass, the salaryman. These are leitmotifs for a criticism in political theory, subculture, haute-couture and art history. From modern Avantgarde to contemporary counter culture, speed has been conducting changes. Epiphanies and concepts like teleportation, telecommunication and “remote control” both result from the urge to move mankind faster between heaven and earth. The news have been spread by messengers, hidden by enigmas of symbols, ciphers and closed up by seals. But speed still is a privilege for the happy few.  The crowd is caught in slow-motion, getting to work, getting home, trapped in their construction of subjectivism and so-called ‘individualism’. Perhaps, only a work of art has the potential to break through this rather limited horizon of action –or, better ‘non-action’- and to provoke attention. At the end of art-history, image theories trickle down to the discourse of subcultural activity, revealing inconspicuous ideas of meaningful pictures. Obviously, this is only a superficial phenomenon, incorporating a symbolic reference to art histories rich entanglement in suspense and mysticism. However though, no final destination is yet to be reached.
The panel entitled „Metrobus to Üsküdar – conducting perspectives in contemporary art” aims to focus on the ideas outlined above, the structures of contemporary life and artistic production. Exhibitions like the Istanbul Biennial drive attention to these conditions of human existence by recalling modern poetry and its political gesture and begging the question of „what keeps mankind alive?“.  In the context of this artistic expression, we would like to suggest an additional, theoretical approach in the context of the image, to re-negotiate image science and its contemporary status after the iconic turn (Mitchell) and the end of art-history (Belting). Having the city of Istanbul and its historical character as a background, we seek to merge a variety of perspectives on contemporary art in order to explore new methods of transcultural understanding within the use of images.

 
turkish
 
Üsküdar’a giden metrobüs yoktur – yani henüz yok. Küresel ticaret, küresel hareket ve küresel düşünce çağında kısa bir metro hattı kültürel farklıkların köprülenmesi açısından bakıldığında  bir metafora dönüştü.  Günümüzde altı kazılarak bir geçit olurşturulan, eski zamanlardan beri  varolan ve günümüzde de  kullanılan ve aynı zamanda Avrupa-Asya arasındaki sınır olan Bosporus ticaret hattı, seyahat ve çalışma için gereken zamanı kısaltmak ile yükümlü. İstanbul'un iki yakasını birbirlerine bağlayan köprüler, işlevlerini henüz sürdürüyorlar, ancak görünen o ki; boğazın sembolü artık köprüler değil, tüp geçit olacak. Kültürel ve gerçekçi yeni akımlar, her zaman asimilasyonu, değişimi, gelişimi ve bunların farklı perspektiflerini teşfik ederler. Avangard öncelikle gizli calişip, sonra mesajını genele yayar. Grup mensupları, medeniyetler, aileler ve tüketim toplulukları resimlerin ve  zihinsel görüntülerin üzerinde kendilerini teşhis ediyorlar ve birleşiyorlar. Resmetme (Iconography) ve uyuşmasızlığı (Iconoclash) mantikli bir şekilde resimlerin üretim ve algılama tarihini çerçeveliyor. Bizans mozaiği, İslam hat sanatı, modern mimarlik, çağdaş reklam ve tanıtım sektörleri İstanbul gibi bir mekanda yanyana dururlar – Çağdaş sanat için mecburi bir baştan çıkarma. Bu yüzden, resimler ve yapay dokular, bulundukları iktidarli ve tarihi çevreyi yansıtarak, sanatsal üretimin koşullarini göstermektedir. 21. yüzyılda kültür harekete ve hıza bağımlıdır. Ama eş zamanlı olarak da, hareketsizliğe dayanıyordur. Kamu taşımacılığı, halkla ilişkiler, üretim ve tüketim sadece bir yolcu, yani  hareket  etmeden ilerleyen bir kişi ile gerçekleşiyor.  Bu işçi sınıf kahramanı, siyasal teorilerde, subculture, haute-couture ve sanat tarihi eleştirilerinde leitmotive (anatema) olarak yer alır. Modern avangardtan çağdaşliğa aykırı düşen kültüre kadar her yerde, hız değişime bağlanmıştır. Epiphania ve ışınlama, insanlığın gök ve yer arasında daha hızlı ilerleyebilmesi için, iç güdünün sonucudur. Harflerin ve mühürlerin gizemlerinin kapsamı altında, bilgiler ve sayılar haberciler tarafından yayılırlar. Ama hız hala şansli bir azınlığın imtiyazıdır. Kalabalık işe giderken, eve giderken, kişisel bakış açısını  korurken, slow-motion moduna yakalanmış durumdadır. Belki, sadece basit bir sanat eseri bu ufuğu yarıp geçer ve ilgi talep eder. Sanat tarihinin sonunda, resim teorisi yeni akıma ulaşır ve bugüne dek farkedilmeyen fikirlerin manalı resimlerini açığa vurur. Belli ki, sanat tarihindeki, belirsizliğe ve farklılığığa yol açan, gerçekten bu karşıt perspektiftir. Buna rağmen, istikamet (destinasyon) görünürlerde değil.
“Üsküdar’a metrobüs. Çağdaş sanattaki perspektifleri bağlamak” adı altındaki kongre ve panel konusunda, yukarıda bahsedilen güncel hayata ve sanatsal üretim biçimlerine odaklanılması bekleniliyor. İstanbul Bienali tarzinda sergiler, bu insan mevcudiyetindeki belirtilerini modern şiir sanatını ve siyasi jestini "Insan Neyle Yaşar?”ı anımsatarak dikkati cekiyorlar.  Bu durumdaki sanatsal dışa vurumda, biz, resim bilimlerinin çağdaş statüsünü iconic turn’den (Mitchell) ve sanat tarihinin bitmesi ile (Belting) birlikte müzakere etmek için, resim faaliyeti ile mütemmim, kurumsal bir yaklaşım önermek isteriz. İstanbul gibi bir şehri ve onun tarihi karakterini arka planda düşünerek, biz resim kullanma konusunda, trans kültürel anlayiş içerisinde, yeni metodlar keşfederek çağdaş sanattaki çeşitli perspektifleri birleştirmeye çalişiyoruz.